Osmanlı İmparatorluğu’nda “On Bir Ayın Sultanı” geldiğinde, hayatın akışı tamamen değişirdi. Saraydan en ücra mahalleye kadar her yerde hakim olan duygu; nezaket ve cömertlikti. İşte o dönemden günümüze miras kalan, ancak çoğu unutulmaya yüz tutmuş bazı eşsiz gelenekler:
1. Zimem Defteri: Borçları “Sildiren” Meçhul Hayırseverler
Ramazan’ın en güzel adetlerinden biri Zimem (Borç) Defteri uygulamasıydı. Zenginler, hiç tanımadıkları mahallelerin bakkallarına gider ve rastgele bir sayfa açtırarak; “Bu sayfadakilerin borçlarını siliyorum, Allah kabul etsin” derlerdi. Ne zengin kimi kurtardığını bilir, ne de borçlu borcunu kimin ödediğini…
2. Diş Kirası: Misafire Teşekkür Hediyesi
Osmanlı konaklarında iftara gelen misafirlere (zengin-fakir ayrımı yapılmaksızın) yemekten sonra kadife keseler içinde gümüş akçeler veya kıymetli hediyeler verilirdi. Buna “Diş Kirası” denirdi. Anlamı ise şuydu: “Evime geldiniz, benim soframda yemek yiyerek dişlerinizi yordunuz; bu da sizin zahmetinizin karşılığıdır.”
3. Huzur Dersleri ve Mahyalar
- Huzur Dersleri: Sarayda ulemanın katılımıyla gerçekleştirilen tefsir ve fıkıh sohbetleri, Ramazan’ın ilmi boyutunu oluştururdu.
- Gökyüzünün Işığı: İki minare arasına gerilen Mahyalar, dünyada sadece İstanbul’a has bir görsel şölendi. “Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan” yazısı, karanlık geceleri aydınlatırken halka umut aşılardı.
4. Baklava Alayı
Ramazan’ın 15. gününde padişahın askere (Yeniçerilere) saray baklavası ikram etmesi bir devlet geleneğiydi. Bu, devletin askeriyle olan bağını ve Ramazan’ın bereketini simgelerdi.
Editörün Notu: Osmanlı’da Ramazan, sadece aç kalmak değil; komşuyu gözetmek, kalbi kırmamak ve “hiç” olduğunu hatırlamaktı. Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, o eski defterlerdeki gizli hayırseverlik ruhudur.

